BİLİM ARAŞTIRMA VAKFI AİLELERİNİN AÇIKLAMALARINI İZLEYİN

Hilal TV, MAYIS 2008


SAYIN ADNAN OKTAR'IN EN SON OBJEKTİF RÖPORTAJINI BURADAN İZLEYEBİLİRSİNİZ.
Sn. Adnan Oktar mahkemenin son kararı hakkında ne düşünüyor? >>






 

BAV MENSUPLARININ AİLELERİ İFTİRALARI YALANLIYORLAR

- 1. bölüm
- 2. bölüm (İstanbul Adliye Sarayı, 21 Ocak 2008)
- 3. bölüm
- 4. bölüm (İstanbul Adliye Sarayı, 29 Şubat 2008)

--------------------------------------

BAV MENSUPLARININ YAKINLARI İFTİRALARI YALANLIYORLAR

- 1. bölüm (İstanbul Adliye Sarayı, 21 Ocak 2008)
- 2. bölüm (İstanbul Adliye Sarayı, 29 Şubat 2008)

 


 


VATAN TV RÖPORTAJI

CEYLAN ÖZBUDAK: Ben dindar bir insanım. Ehli Sünnet inancındayım. Benim ailem ise ahlak dışı yaşamları olan, dolandırıcılıkla geçinen, babam bugüne kadar defalarca dolandırıcılıktan yargılanmış bir insandır. Onlarca davada yıllardır yargılanıyor. Böyle insanlar. Dolayısıyla aramızda şiddetli bir fikir ayrılığı vardı. Benim babam çok saldırgan, çok psikopat ruhlu bir insan. Buna rağmen ben annemi ziyaret etmeye eve gidiyordum. Nitekim en son annemi ziyaret etmeye beni eve çağırdılar. Ben annemi ziyaret etmeye gittiğimde, baktım silahlı adamlar çıktı, silahlar çıktı. Benim ellerimi bağladılar, ayaklarımı bağladılar. Adamlar beni dövmeye başladı silahlı adamlar. Beni sürükleyerek, merdivenlerden sürükleye sürükleye aşağıya indirip apartmandan zorla arabaya bindirdiler. Bu arada ben bağırıyordum işte "beni kaçırıyorlar, kurtarın beni, öldürecekler" diye. Sonra benim ağzımı da bantladılar. Bunu duyan alt kat komşularımız hemen polisi çağırmışlar. İşte apartmanımızın yanında bir tane çocuk yuvası vardı. Oradaki öğretmen polisle konuşmuş. Böyle böyle birisini kaçırdılar, herhalde öldürecekler diye. Nitekim iki gün boyunca ben gerçekten dehşeti yaşadım. Çok şiddetli baskı gördüm. Bayağı saldırdılar bana. 6-7 kişiler, kaçmam imkansız, kurtulmam imkansız. Çok çok gerilimli bir ortam. Çok gergin bir ortam. Sonra jandarma yaptığı bir operasyonda Balıkesir'de Ayvalık'ta beni kurtardı. Daha sonra basında bazı haberler çıktı. Doğru olmayan iddialar çıktı. Nitekim tam BAV davasında Yargıtay kararının öncesinde benim babamı televizyona çıkardılar. Bunu ağlattılar, animasyonlar yaptırdılar. Benim babam çok böyle tiyatrocu gibi, rol kabiliyeti çok güçlü olan bir insan. Çok seri yalan söyleyebiliyor bir kere. Zaten dolandırıcılık geçmişi olan bir insan. Onu kullandılar, ki bazı çevreler BAV'a karşı onu kullandılar. Ben bunların masonlar olduğunu iddia ediyorum, yani öyle düşünüyorum. Masonlar olduklarını düşünüyorum. Çünkü çok fazla mason çevresi vardı babamın. Büyük Kulüp'e üyeydi, oraya gidip geliyordu. Kendisinin de mason olduğunu söylüyordu ama ben inanmıyorum tabii buna. Muhtemelen bu da yalandır. Bu tip olaylar oldu ama tabii ki olayı açık ortada. Eğer ben onun iddia ettiği gibi kendi rızamla onunla gitmiş olsaydım, öyle ayağımda ayakkabı olmadan, hiçbir özel eşyam olmadan, yanımda kimliğim yok, çantam yok, üstümdeki eşyalar parçalanmış. Zaten jandarma beni kurtardığında üstümde örtünmek için derme çatma kıyafetler vardı. Çok belli durumun ne olduğu. Onun iddialarının da yalan olduğu da çok ortada. Ceylanozbudak.com. Ben orada dilekçelerimi koydum. Basın açıklamalarım var. Jandarmada neler yaşadığım var. Çok detaylı bunların açıklaması var. Oradan da öğrenebilirsiniz. Benim baskı altında olduğum gibi bir durum kesinlikle sözkonusu değil. Böyle bir şey hiç yok. Eğer öyle olsaydı ben bütün gece jandarmada kaldım. Jandarma yanında kaldım, ifade verdim. Orada söylerdim zaten. Devletin beni koruma altına alacağını biliyorum. Savcılara ifade verdim. Polislere ifade verdim. Ben orada söylerdim baskı altında olduğumu.

SELDA İNAL
: Benim annem genelde baskıcı ve şiddet uygulayan bir insandır. Ve tavrı saldırgandır. Buna çevremizdeki birçok insan da şahittir. Aynı yaşadığımız apartmadaki kişilere de sorsanız, defalarca bu olaylara şahit olmuştur. Hatta kişilik olarak böyle halk arasında çok rahat tabir edilen karakterde bir insandır. Ve bu tarz uygulamalarda da hiçbir mahsur görmez. Dolayısıyla benim gençkızlığım zamanında evde bu şekilde tavrı sürekli devam ediyordu. Fakat ben kendisinin bu tarz baskılarına karşı tepki gösterdiğim için bütün dikkatini kızkardeşime yöneltti. Bu baskıları benim üstümde uygulayamayınca onun üstünde uygulamaya çalıştı. Hatta kendisini kendi yaşadığı seviyesiz yaşama çeken de benim annemdir. Kızkardeşim üstünde uyguladığı baskı ve şiddet dolayısıyla ve seviyesiz hayatın getirdiği etkiyle kızkardeşimi uyuşturucu batağına kadar çeken de yine benim annem. Ve kardeşim yaşadığı seviyesiz hayatın getirdiği buhrandan dolayı intihara teşebbüs etmiş ve intihara kadar gitmiş bir olay vardır burada, sözkonusudur. Dolayısıyla ben o zamandan beri zaten kendisine karşı olan tavrım bellidir ve açıktır. Belli bir görüşmeme şeyimiz bundan kaynaklanıyor aslında. Aynı şekilde bu şiddet uygulamasını babama karşı da yapmıştır. Annem yapı olarak babamın 2-3 katı kadar bedeni daha yapılı bir insan. Ve aynı şiddeti babama da uyguladı. Bilim Araştırma Vakfı ile ilgili süren mahkemede, kendisi 13 Temmuz'da, ilk mahkemede, arabada bulunduğum bir sırada arabanın yanına geldi, yanımda da iki arkadaşım vardı. Hatta bu kişiler de şahittir. Ben isimlerini vererek, Adalet Bakanlığı'na ve İçişleri Bakanlığı'na bu kişilerle ilgili, annemin yaptıklarıyla ilgili bir suç duyurusunda bulundum. Çünkü saldırgan tavrı sürekli şiddetini attırarak özellikle şu son dönemde devam etmekte. Arabanın yanına gelip bana açıkça eve dönmemi, kendi istediği gibi bir hayat yaşamamı, eğer istediği gibi yaşamazsam, kendi ayaklarınla eve gelmezsen ben senin bu eve cenazeni getirtirim diye söyledi. Ben de eğer bu şekilde davranırsa adli makamlara şikayette bulunacağımı söyledim.  Daha önce de zaten bana telefon açıp önce hakaret eden sözler söylüyordu. Daha sonra bu hakaretlerini ölüm tehditine çeviren sözler söylemeye başladı. O gün arabanın yanına geldiğinde de bu açıkça ölüm tehditlerinde bulunan sözler bana söyleyince, ben de adli makamlara şikayet edeceğimi söyledim böyle davrandığı için. Kendisi de böyle bir şeyden yılmayacağını, hukukla onu  durduramayacağımı, arkasının çok sağlam olduğunu söyledi. Böyle bir cesareti nereden bulduğuna açıkçası ben çok hayret ettim o gün. Hukukla bile durduramazsın, benim arkam çok sağlam diye defalarca bu sözlerini yineledi.
Vandan anne bizim çok sevdiğimiz ve çok saydığımız bir büyüğümüzdü. Kendisi eşi Cemal tarafından, Cemal Karatepe tarafından, işyerine gidip, gündüz 12.30 sularında açıkça hemen silahla işyerine girer girmez vurulmuştur. Kendisinin bir gelinlik mağazası dükkanı var orada. Bunu da bir sormak lazım, yani bu insanlar bu şiddeti, bu saldırıyı, bu ölüm tehditlerini nereye kadar devam ettirecekler? Aynı şekilde benim annem de bana ölüm tehdidinde bulunuyor. Vandan annenin başına gelen bizim başımıza gelmeyecek diye kim bana garanti verebilir? Ben dilekçelerimde zaten bakanlığa da yazdım bu suç duyurularını. Ve can güvenliğimin sağlanmasını istedim. Benimle görüşmek istediğinde aynı şeyler belki de benim başıma gelecek. Ben de belki aynı şeyleri yaşayacağım.
Ayrıca Vandan anne son derece mazlum, dindar, samimi bir insandır. Adnan Bey'in kitaplarını, Adnan Oktar Beyefendi'nin kitaplarını takip ettiği için, oruç tuttuğu için, namaz kıldığı için eşi tarafından bu baskıyı gördü. Bakın benim annem genelde çevre edinmek, popüler olmak, çevresinde itibar sağlamak, böyle televizyona çıkmak, bu tip şeyleri çok önemser ve çok değer verir. Zaten yaptığım telefon konuşmasında bana açıkça, maddi destek sağlanacağını, siyasete girmek için istediği imkanların kendisine verileceğini, bu imkanları kullanarak istediği gibi daha rahat yaşayacağını söyledi.
17 yıldır böyle bir konu yoktu. Ben BAV camiasıyla zaten arkadaşlarım var, görüşüyorum. Bugüne kadar da hiçbir şekilde çıkıp başka bir ifadede de bulunmamıştı. Neden 17 yıl sonra bütün bu aileler bir araya geliyor ve bu açıklamaları yapıyorlar? Ben üniversiteden mezun olduğumda, bu 17 yıl önce meselesi budur. Kendisine maddi yardımda bulunuyordum. Fakat daha sonra gayriahlaki işlerinde kullanacağını ve gayrimeşru şekilde bu parayı harcayacağını ben öğrendiğimde maddi desteği kestim. Sanırım bu kendisinin hoşuna gitmedi. Bir neden olarak ben bunu görüyorum. Ayrıca benim dindar yaşamamı, Ehli Sünnet hayatı yaşamamı da kabul eden bir insan değil. Dolayısıyla benim annemle hayat felsefem taban tabana zıttır. Bunları da kabul etmediği için, bir anlamda benden şahsi anlamda intikam almaya çalışmakta. Bunun ötesinde de, kendisine sağlanan maddi menfaatlerden dolayı da, bu grupla bir organize hareket içine girdi.
Bakanlıklara gönderdiğim dilekçelerimi, seldainal.com isimli sitemde yayınladım. Adım, soyadım, seldainal.com. Buradan girip bakabilirler. Ve dilekçelerin, yapılan şiddetin ve olayların gerisinde organize edilmiş bir hareket olduğunu bu dilekçelerden bakıp merak edenler görebilir.
Ben Ehli Sünnet inancında olan bir insanım. Annem de bunu hiç bir zaman tasvip etmedi. Bu yüzden tasvip etmediği için de baskı altında olduğum iddiasıyla ortaya çıktı. Böyle bir şey söz konusu değildir. Ve Adnan Oktar ile olan benim yakınlığım eserlerini takip etmemdir. Eserleri benim imanıma vesile oldu. Allah kendisinden razı olsun. Çok hayırlı, vatanı milleti için çok hayırlı çalışmalar yapan bir insan. Ben kendi sitelerini düzenli takip ediyorum. Ve o siteden öğrendiğime göre, bu sene 40 milyon kişi sırf kitap indirmiş o siteden okumak için. Ki bu, o siteye giren rakamlar. Demek ki milyonlarca insan bu kitapları okuyor. Ben de sadece o milyonlarca insandan biriyim. O yüzden böyle beyin yıkanmış iddiası çok saçmadır. Dünyada da Türkiye'de de milyonlarca insan var zaten o kitapları takip eden.

TUBA BABUNA:
Benim ailemle görüşmemem tamamen bir inanç farklılığından kaynaklanıyor. Ben Ehli Sünnet inancına bağlı Müslüman bir insanım ama ailem Sabetayist insanlar. Sabetay Sevi adında 1600'lü yıllarda İzmir'de yaşamış bir hahamın peygamber olduğuna inanıyorlar. Benim annem de babam da üç büyük dönme cemaatinden biri olan Karakaşiler kolundandır. Annemin ailesi Selanik dönmesidir. Babam anne tarafından Selanik dönmesidir. Baba tarafından Köprülü dönmesidir. Annem hatta Ataman ailesine mensuptur ve bu aileyle ilgili 'Dönmeler ve Dönmelik' adlı kitapta da uzun uzun bahsi geçer bu ailenin. Babamın ailesiyle ilgili konular da bu tarz kitaplarda bahsi geçer. Sabetay Sevi'nin sünnetine uygun yaşıyorlar, annem de babam da. Sebatay Sevi'nin sünnetine göre Müslüman Türk adetlerine, Müslüman Türkler'in gözünü örtmek için uyulması gerekiyor. Uyulması ve riayet edilmesi gerekiyor. Ramazan orucuna, kurbana dikkat edilmesi gerekiyor. Bunlardan sakınılmasında bir mahsur görülmüyor. Zahiri olarak bütün ibadetlerin yerine getirilebileceği söyleniyor. Bu sünnete göre benim annem de babam da dışı Müslüman ama içi yahudi olan insanlar. Benim babam mesela küçüklüğümden beri geceleri salonda mum ışığında ayakta sallana sallana Tevrat'ın Mezmurlar bölümünü okur her gece. Birçok bölümünü Tevrat'ın ezberden bilir, annem de ezberden bilir. Kendilerine has bayramları vardır. Kendilerine has hafta sonu yaptıkları dualar vardır. Bu bayram kutlamalarında zaman zaman gayri ahlaki birçok olay meydana gelir. Kısaca Sabetay Sevi'nin sünnetine uyan ve yahudiliği yaşayan insanlar. Ama ben Müslüman inancında olan bir insanım. Ben mesela küçüklüğümden beri onların inançlarına hiçbir zaman sıcak bakmadım. Her zaman göstermelik olarak babamın evde tuttuğu Kuran'ı gizli gizli okuyordum. Ve İslam dinine bağlılığım vardı küçüklüğümden beri, onların yaşam tarzlarını hiçbir zaman uygun bulmuyordum. Onların inançlarının sapkın olduğunu düşünüyordum. Ama bunu gizliyordum. Kendi kendime Müslümanlığa inanıyordum. Ancak asıl Müslümanlık inancına kesin olarak bağlanmam üniversite yıllarında Sayın Adnan Oktar'ın kitaplarını okumaya başlamamla oldu. Ve Adnan Oktar Bey'in çevresiyle tanışmamla oldu. Benim arkamdan kardeşlerim de bu kitapları okumaya başladılar. Kuzenlerim okumaya başladılar ve bu durum yıllar içerisinde daha ciddi bir hal aldı. Benim inancım gelişti, milli ve manevi değerlerim güçlendi. Ve bu durum annemi de babamı da çok sinirlendirmeye başladı. Bize sürekli olarak sizin sünnetiniz Sabetay Sevi'nin sünneti, Ehli Sünnet değil, Hazreti Muhammed'in sünneti değil diyorlardı. Namaz kılmamızı engellemeye çalışıyorlardı. Oruç tutmamızı engelemeye çalışıyorlardı. Bunu ancak dışarıya göstermelik olarak yapabilirsiniz, evin içinde bizim inancımız geçerlidir, yahudilik inancı geçerlidir. Bunu yaşamana izin vermeyiz diyorlardı. Ve bu bir süre sonra, biz tabii ki hiçbir şekilde vazgeçmediğimiz için bir süre sonra bu baskı, bizim üzerimizde uyguladıkları baskı şiddete dönmeye başladı. Şiddet göstermeye başladılar. Artık evin içi bizim açımızdan yaşanacak bir hal almaktan çıktı. Hem onların içinde bulundukları ortam bizim inancımıza ve ahlak anlayışımıza uygun değildi. Hem de ibadetlerimizi rahat yerine getirememeye başlamıştık. Zorlanmaya başlamıştık. Bundan dolayı kardeşlerimle birlikte evden ayrılma kararı aldık. Başka bir yere taşındık. Bundan sonra fakat bize olan düşmanlıkları daha da arttı. Tavırları daha da saldırganlaşmaya başladı. Telefonla tehdit etmeye başladılar. Defalarca beni de kardeşlerimi de arayarak ölümle tehdit ettiler bizi. Bizi yaralayacaklarını, ayaklarımıza sıktırtıcaklarını, sakatlayacaklarını, dövdürteceklerini söylediler. Etrafta üç kuruş için adam öldürmeye hazır bir sürü aç insan var. Bunlardan birine sizi rahatlıkla öldürürüz dediler kaç defa bize. Bunlarla ilgili benim de kardeşimlerim de savcılığa defalarca şikayette bulunduk. Bu tehditlerin akabinde bizim Oktar'la birlikte ve kardeşlerimle birlikte oturduğumuz evin kapısına iki tane silahlı adam geldi. Evin kapısını yumrukladılar. Silahlarını çıkardılar, bizi öldüreceklerini söylediler. Bağırıp çağırmaya başladılar. Daha sonra o sırada ben ve kardeşlerim, kızkardeşlerim evde değildi. Oktar bir arkadaşıyla birlikte evdeydi. Arkadaşının arabası evin altında park etmiş durumdaydı. Daha sonra kapıyı kıramayınca evin aşağısına inmişler ve arabaya hasar vermişler. Bu olayla ilgili Kerem Gürtuna ve Zihni Gedik'in yaptığı ile ilgili soruşturmalar başlatıldı.  Çünkü bununla ilgili onların o sırada bizim evimize geldiğiyle ilgili şahitler var. Apartman görevlisi buna şahitlik etti. Ve annemin babamın bu olayı yönlendirdiği ile ilgili de şahitler ve deliller var. Bununla ilgili soruşturmalar da devam ediyor. Bu Kerem Gürtuna ve Zihni Gedik adlı kişi bizim evin kapısına gelmeden hemen önce annemlerin evinden çıkıp bizim evin kapısına gelmişler. Apartman görevlisinin bu konuyla ilgili de beyanı var. Daha sonra kaçmışlar ama polis yakalamadan. Polis geldiğinde oradan ayrılmışlar. Ve polisin bu olayın akabinde yaptığı aramada Kerem Gürtuna hemen bizim evin yakınında bulunan bir yerde, kendi evinde bulundu ve evin içinden Emel Tezyapar ve Türkan Akyüzalp adlı iki tane arkadaşımın annesi de çıktı. Aynı zamanda Rezzan Aydınoğlu adında işte bu ailelerle görüşen bir de avukat evin içindeydi. Aynı yerde bulundular. Bu da bu olayların planlı olduğuna işaret eden bir delil, bunun delillerinden biri. Bu olayın akabinde de işte bizi ölümle tehdit etmelerinin hemen sonrasında Bilim Araştırma Vakfı Genel Sekreteri Oben Karatepe'nin annesi öldürüldü, Vandan Karatepe. Arkadaşlarımla birlikte Vandan Karatepe'yi biz çok seviyorduk. Hatta Vandan anne diye kendi aramızda hitap ediyorduk. Sürekli kendisiyle görüşüyorduk. Bizim kendi evimizde misafir ediyorduk, biz onun evine misafir olarak gidiyorduk. Vandan anne çok takva sahibi, ihlaslı bir insandı. Müslümanlığa bağlıydı. Adnan Bey'i çok seviyordu. Kendi oğlu üzerinde Adnan Bey'in çok büyük emekleri olduğunu sürekli bize söylüyordu. Fakat bu görüşlerinden dolayı, Adnan Bey'i sevmesinden ve Adnan Bey'in kitaplarını sürekli okumasından dolayı kocası Cemal Karatepe'nin kendisini sürekli tehdit ettiğini söylüyordu. Bu arada kocası Cemal Karatepe tarafından öldürüldü Vandan anne. Sürekli tehdit ettiğini ama bu tehditleri çok önemsemediğini söylüyordu. Eğer ölürsem de dinim için ölmüş olurum, şehit olurum diyordu bize. Ve Cemal Karatepe'nin babamlarla ve annemlerle birlikte görüştüğünü ve sürekli kendisine "sen de gel bizimle görüş, sen de gel benimle birlikte Cevat Beyler'e gel, onlarla birlikte görüşelim, Harun Yahya'nın kitaplarını okuma, onlarla görüşme" dediğini sürekli söylüyordu.  Bu konunun ciddiyetle üzerine gidilmesi gerekiyor. Mesela babam defalarca televizyon programlarına çıktı. Annem defalarca televizyon programlarına çıktı.  Bu konuyla ilgili hiç bir soru sorulmuyor onlara. Sadece onların dedikoduları dinleniyor. Sürekli temcit pilavı gibi aynı şeyleri tekrarlıyorlar, aynı iddiaları mantıksız iddiaları ortaya atıyorlar. Çocuklarımız işte şöyle böyle diyorlar, halbuki çocuklarımız dediği insanlar babamın benim en küçük kardeşim 30 yaşında, en büyük kardeşim 45 yaşında, ben 38 yaşındayım. Yani orta yaşlı insanlarız. Hepimiz üniversite mezunuyuz. Hepimiz okumuş, aklı başında, lisan bilen, aydın insanlarız. Bizim herhangi bir şekilde zaten baskı altında olmamız mümkün değil. Ayrılma kararım, annemle babamla görüşmeme kararım tamamen bu riskli ortamın oluşmasıyla ilgili. Zaten ben İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi mezunuyum. Koç Üniversitesi'nde daha sonra eğitim gördüm. Yüksek lisans yaptım İstanbul Üniversitesi Ekonometri Bölümü'nde. Kültürlü bir insanım, aydın bir insanım. Hakkımı arayabilecek tecrübeye ve bir bilgiye sahibim. Herhangi bir şekilde, üzerimde herhangi bi baskı olmuş olsaydı, ben bu konularla ilgili annemle babamla aramda olan bu konularla ilgili defalaraca savcılığa gittim, defalarca Emniyet'e gittim. Polislerin karşısında ifade verdim, savcıların karşısında ifade verdim. Özel görüşmelerim oldu. Bu görüşmelerde ben çok rahatlıkla ifade edebilirdim herhangi bir rahatsızlığım olsaydı. Ama kesinlikle böyle bir şey yok. Zaten olan olaylar da ortada. Benim de tamamen kendi kişisel kararım. Bu son dönemde de bizi ikna etmek için Edip Yüksel'i getirttiler Amerika'dan. Bizi zorla görüştürmeye kalktılar. İşte telefonla konuşturmaya kalktılar. Oktar defalarca suratına kapadı. Edip Yüksel arkadaşlarımıza internet vasıtasıyla bağlantı kurmaya çalıştı. Edip Yüksel'in inancına dönmemizi istiyorlar. Müslümanlık inancını bırakmamızı istiyorlar. Halbuki ben Ehli Sünnet bir insan olarak Edip Yüksel'in inançlarını benimsemem, onun hayat tarzına ayak uydurmam mümkün değil. Zaten Edip Yüksel Türkiye'de şu an hakkında tutuklama emri olan bir insan. Çok çeşitli suçlardan hakkında arama emri olan bir insan. Bizim eve geldiğinde, Amerika'dan getirttiklerinde annemle babam bizim evde yaptıkları toplantıyı polis bastı. Ama daha sonra zaten yurtdışına çıktı. Şu anda herhangi bir şekilde yurtdışından geldiği takdirde polis tarafından gözaltına alınacak. Benim de bütün bu anlattığım konularla ilgili tubababuna.com sitesinden gerekli detayları öğrenebilirler.

CEYDA ERTÜZÜN
: Ben 45 yaşında, üniversite mezunu bir insanım. 18. dönem milletvekili merhum  Profesör Doktor Tevfik Ertüzün'ün eşiyim. İki oğlum var. 19 ve 22 yaşlarında. Üniversite öğrencisi ikisi de. Ben kendi irademle kendi kararlarımı kendim verebilen, aklı başında, eğitimli, kültürlü bir insanım. Çocuklarım da, ikisi de zaten 18 yaşın üzerindeler ve onlar da çok aklı başında, eğitimli insanlar. Onlar da kendi kararlarını kendi verebilecek durumdalar. Bizim baskı altında olmamız, yönlendirilmemiz ya da zorla herhangi bir şey yaptırılması bize mümkün değil. Bunlar tamamen saçma iddialar. Annemin, babamın ve bazı onlarla birlikte hareket eden birkaç aile var. Bilim Araştırma Vakfı camiasına karşı bir karalama kampanyasına giriştiler hep birlikte, organize hareket ediyorlar. Onların ortaya attığı iddialar bunlar. Bizim robotlaştırıldığımız, beynimizin yıkandığı gibi saçma sapan iddialar ortaya atıyorlar. Bunlar mümkün değil. Kız kardeşlerim de hepsi üniversite mezunu, birkaç dil bilen, master yapmış insanlar. Bizim bu şekilde baskı altında olmamız kesinlikle doğru değil. Yönlendirilmemiz de doğru değil. Biz kendi özgür irademizle bu hayatı seçtik. Biz kendi anne babamızdan farklı bir hayat tarzını benimsedik. Birlikte oturuyorduk kardeşlerim, annem, babam. Hepimiz kalabalık bir aileydik. Fakat onların bizim üzerimizdeki baskıları ve artık şiddet uygulamaya başladılar, ölümle tehdit etmeye başladılar. Kendi hayat tarzlarını yaşamamız için bize aşırı derecede baskı yapmaya başladılar. Biz bu baskılara dayanamayarak onlardan kopup ayrılmaya karar verdik. Ve bizim bu Müslüman hayatı yaşamamız, Ehli Sünnet inancına sahip olmamız onları çok rahatsız ediyor. Harun Yahya Bey'in kitaplarından biz çok etkilendiğimizi biliyorlar. Onun fikirlerine çok saygı duyuyoruz. Adnan Oktar Bey'in kitaplarını takip ediyoruz. Kendisi çok samimi bir Müslüman ve bizim bu yaşadığımız hayat tarzını, Müslüman olmamızı ondan kaynaklandığını düşünüyorlar ve onun için de bu camiaya karşı bir karalama kampanyasına giriştiler. Ortak hareket etmeye başladılar. Mahkemeye gidip aleyhlerinde yalancı şahitlik yaptılar. Biz 2. Ağır Ceza Mahkemesi'ne çıkıp onların bu iddialarının doğru olmadığını, yalancı şahitlik yaptıklarını oraya verdiğimiz dilekçelerle de, sözlü beyanlarımızla da bildirdik. Tehditlerde bulunmaya başladılar. Annem, babam ve birkaç aile. Bunların arasında Emel Tezyapar var, Türkan Akyüzalp var, Firuzan Özgül var. Asıl bunların başında da babam Cevat Babuna geliyor ve bunlar da masonlar tarafından desteklendiğini biz o yönde duyumlar alıyoruz. Bu ailelerin masonlar tarafından desteklendiğine dair ve onlara birtakım menfaatler sağlayacaklarını söylüyorlar. Onun dışında yüzlerce aile var. Bilim Araştırma Vakfı camiasının aileleri var. Onların verdikleri beyanlar var. Adnan Oktar Bey'i çok sevdiklerine, saydıklarına dair, çocuklarının üzerinde büyük emeği olduklarına dair yazılı, sözlü beyanları var yetkili mercilere de, devlet birimlerine yolladıkları mektuplar var, basında yaptıkları açıklamalar var. Öbür tarafta da birkaç aile var bu yönde iddialarda bulunan. Toplum zaten Türk toplumu bunların doğru olmadığını anlıyor. Tamamen yönlendirildiklerini anlıyor çünkü ortaya attıkları iddialar çok akıldışı. Bu camiaya mensup kişiler çok aklı başında, eğitimli insanlar, belli bir yaşın üstünde kişiler. Zaten baskı altında olmaları, yönlendirilmeleri, zorla alıkonulmaları mümkün değil.

EBRU ALTAN: Evet ailem birtakım menfaatler karşılığında  Bilim Araştırma Vakfı'na karşı iftiralar atmak için özel olarak görevlendirilen kişiler. Bunun yanında annemin iddialarına benzer iddialarla ortaya çıkan aileler de var. Bu kişiler menfaatleri karşılığında maşa olarak kullanılan kişiler. Masonlar kullanıyor bu kişileri. Başka ailelere de bu şekilde teklifler götürdüler ama onurlu olan aileler bunları kabul etmedi. Tabii ortak olarak hareket ediyorlar ve tek bir merkezden hareket ediyor bu kişiler. Bizim karşılaştığımız şiddet olayları var. Mesela bir arkadaşım kaçırıldı, biliyorsunuz Oktar Babuna'nın evine silahlı saldırıda bulunuldu. Bu saldırıyla sorumlu tutulan, bu konuda soruşturulan kişiler, Kerem Gürtuna ve Zihni Gedik arama sırasında Kerem Gürtuna'nın evine polisler gittiğinde annem Türkan Akyüzalp ve Emel Tezyapar bu evden çıktılar.  Aynı şekilde biliyorsunuz yine çok vahim bir olay Bilim Araştırma Vakfı Genel Sekreteri Oben Karatepe'nin annesi Vandan Karatepe babası tarafından öldürüldü. Bu konuda da Vandan Karatepe'nin, Vandan annenin - biz çok yakındık, çok severdik kendisini - sadece namaz kılması, oruç tutması ve Sayın Adnan Oktar Beyefendi'nin kitaplarını okuması sebebiyle öldürüldüğüne dair şikâyetler var. Bunlar şu an savcılıkta değerlendiriliyor. Dolayısıyla bu da çok vahim bir olay. Çünkü bizi nasıl eve çağırıyorlarsa, nasıl "biz anneniz babanızız, sizinle görüşmek istiyoruz, biz size ne yapabiliriz ki" diye televizyonlara çıkıp böyle açıklamalarda bulunuyorlarsa da, aynı şekilde Oben Karatepe'yi de eve çağırıyordu babası. Fakat Oben Karatepe can güvenliğinden korktuğu için, babasının ona bir şey yapacağına inandığı için gitmiyordu. Ne kadar isabetli olmuş. Bu vahim olayın arkasından, Vandan annenin öldürülmesinin arkasından Oben Karatepe için babası "onu da bulsaydım, onu da öldürecektim" ifadesini kullanmış.
Evet tabii ailemden çok uzun süre ciddi şekilde baskılar gördüm. Can güvenliğim tehlike altındaydı. Hemen hemen her gün bana yönelik ciddi bir saldırısı olurdu annemin. En son bıçakla üzerime saldırdı. O da ciddi şekilde beni yaralayacak, hatta öldürebilecek bir saldırıydı. Arabayla bir kez üstüme saldırdı. Genelde evde bulduğu eşyaları üstüme fırlatır, vazoları, tabakları, bıçakları, ne bulursa o anda. Ve hiçbir şekilde de vereceği hasarı düşünmezdi. Dolayısıyla bu tarz şiddet olaylarından uzak kalmak için kendisinden ayrı yaşamaya mecbur kaldım. Arkadaşlarımdan bir çoğunun ailesiyle görüşüyorum. Hepsi de kendi çocuklarının inançlarına çok saygılılar. Onların yaşadığı bu temiz güzel hayattan çok memnunlar ve çok iyi ilişkiler içindeler. Ben de onları severim, sayarım.  Ve bu tarz söylentilere de çok kızıyorlar. Bunun için bir cevap hakkı doğdu onlar için. Benim kendi internet sitemde "ebrualtan.com" bu adresten bu ailelerin bu iftiralara verdikleri cevapları izleyebilirsiniz.
Benim şahsen annemden gördüğüm bu şiddet olaylarına hiçbir şekilde maruz kalmak istemezdim, ama hepsinde bir hayır vardır. Allah bu şekilde takdir etmiş kaderde. İnşaAllah bu iftiralara da biz gerçekleri açıklayarak onların bu çirkin oyunlarının ortaya çıkmasına vesile oluruz.

SİNEM TEZYAPAR
: Samimi bir dindar olarak, Ehli Sünnet bir Müslüman olarak yaşamamda Sayın Adnan Oktar vesile olmuştur. Kendisiyle aynı dönemde yaşamaktan, onun gibi örnek bir Müslümandan istifade edebilme imkanı bulduğum için Allah'a çok şükrediyorum. Hakkımdaki iddiaları tamamen hayal ürünü. Tam tersine bana baskı uygulayan, bana zulüm ve dehşeti yaşatan kişiler kendileridir. Ben onların gayrı ahlaki yaşantılarını tasvip etmediğim için, bana karşı dinime saygı duymadıkları ve bana karşı uyguladıkları baskı ve şiddetten dolayı evden ayrıldım.  Ben 17 yaşında onlarla beraber kaldığım dönemde evde gizli gizli namaz kılıyordum. Geceleri onlar uyuduktan sonra Kuran okuyabiliyordum. Nitekim bir sefer Kuran okuduğumu öğrendiğinde babam elleri boğazımda uyandım. Elinden çok zor kurtuldum. Bir defasında balkondan beni belimden aşağıya kadar sarkıttı, ölümle tehdit etti. Zaten küçüklüğümden beri sürekli dizlerime vurarak beni sakat bırakmıştır. İki defa ameliyat olmak zorunda kaldım dizlerimden. Yani biz can derdinde olmasak neden görüşmeyelim zaten, yani bize dehşeti yaşattıkları için biz onlarla görüşemiyoruz, can güvenliğimizden dolayı. Zaten savcıklara verdiğim dilekçelerde çok detaylı anlatıyorum, burada ne gayrı ahlaki yaşantılarını size detay veremiyorum ama savcılıklara verdiğim dilekçelerde var. Bunları da benim internet sitemden okuyabilir izleyicilerimiz. "sinemtezyapar.com" sitem.
Kesinlikle böyle bir durum yok yani baskı altında değilim. Hür, özgür irademle ailemden ayrı yaşıyorum. Basın açıklamalarımda da söyledim. Hiçbir şekilde böyle bir baskı yok. Eğer öyle bir baskı olacak olsa ben kendi kanuni hakkımı kendim zaten ararım. Benim ailem gelir düzeyi düşük bir ailedir. Cevat Babuna'nın ailesine yanaşarak, kendilerince bedava sağlık hizmeti, bedava yemek, fitne, dedikodu, emeklilik dönemlerinde böyle bir meşgale edindiler. Birkaç aile Cevat Babuna'nın etrafında toplanarak, bir avukatın yönlendirmesiyle çocuğuna düşkün anne baba rolü oynuyorlar aslında. Bilim Araştırma Vakfı'nın Sekreteri Oben Karatepe'nin annesi Vandan Karatepe eşi tarafından sadece Harun Yahya'nın kitaplarını takip ediyor, Harun Yahya'dan sevgiyle bahsediyor, dindar bir Müslüman olarak yaşıyor diye öldürüldü. Biz Vandan anneyi çok severdik. Kendisiyle beraber sürekli görüşürdük. O bize gelirdi, biz onun Suadiye'deki evini ziyaret ederdik. Bize iftar yemekleri hazırlardı, beraber Harun Yahya'nın belgesel filmlerini izlerdik. Zaten kendisi çok defalar söylemişti, "Cemal beni tehdit ediyor" diye. Oben Karatepe'yi de babası defalarca eve çağırıyordu. Nitekim, bizi çağırdıkları gibi onu da çağırıyorlardı, eve gitmemesinde ne kadar haklı olduğunu göstermiş oldu bu olay da.
Benim ailem normal Türk-İslam ahlakında yaşayan bir aile değildir. Annem eskiden uzaylılardan vahiy aldığını söyleyen bir kadının tarikatındaydı. Bu kadın daha sonra bir operasyonla tutuklandı. Daha sonra bu tarikattan sonra, annem Edipçiler tarikatına katıldı. Edip Yüksel'in görüşlerini benimsedi, bana empoze etmeye çalıştı bunları. Babam gençliğinde devlet aleyhinde faaliyetlerde bulunmuş, komünist zihniyette bir kişidir. Zaten benim dine yönelmeme de çok şiddetli karşı çıkmıştı. O yüzden ailemden gizlemek zorunda kaldım bunları. Benim ailem de bu döneme kadar benim Ehli Sünnet inancında, dindar bir Müslüman olmama karşı ciddi karşı çıktı. Bunlar canıma kastedecek dereceye vardı. Ancak Bilim Araştırma Vakfı'na husumet rolünü son bir iki senedir üstlendiler. Bir kısım çevreler baktılar ki, Bilim Araştırma Vakfı mahkemelerce aklanıyor, kurdukları tuzak boşa çıktı, bir kısım gelir düzeyi düşük aileleri apar topar ön plana çıkardılar. Bunlar demagojik hikayelerle, toplum vicdanını sömürmek, mahkemelere baskı amaçlı birtakım hikayeler anlatmaya başladılar.

 

 
 

HİLAL TV RÖPORTAJI 17.01.2008

SUNUCU: Ebru Hanım hakkınızda, özellikle BAV hakkında bazı iddialar ortaya atıldı. Bununla birlikte BAV'ın kitaplarını okuyanların, onunla birlikte çalışmalarda bulunan isimler de, özellikle bayanlar da bazı iddialara maruz kaldı. Özellikle ailelerinizle aranızda sorun olduğu, görüştürülmediği, baskı altında olduğu. Öncelikle size şunu sormak istiyorum. Bu iddialar gerçeği yansıtıyor mu? Size göre neden bu iddialar ortaya atılıyor?

EBRU ALTAN: Bunlar kesinlikle tamamen iftira. Ailem bu şekilde iddialarla gündeme gelmek ve Bilim Araştırma Vakfı'nı karalamak amacıyla ortaya çıktı. Aslında ailemin maddi durumu o kadar yerinde değil. Cevat Babuna'nın maddi durumu yerinde olduğu için, birtakım bu tarz iddialarla ortaya çıkan aileleri yönlendiriyor. Bunlar da Cevat Babuna'nın etrafında işte yemek yiyerek, sağlık masraflarının karşılanmasıyla, orada oturup sabahtan akşama kadar dedikodu yaparak bu tarz bir organizasyon içine girdiler. Tabii ki bunların hiçbiri doğru değil. Ben aslında evden ayrılmamın sebebi, annemin bana uyguladığı şiddettir. Sürekli camları, çerçeveleri kırar, üstüme kırık cam parçalarıyla saldırır. Hemen hemen her gün bir olay çıkardı. Komşularımız da buna şahittir. Benim evde kitap okumama izin vermez. Harun Yahya kitaplarını okurum, bunları yırtar atardı, eve kesinlikle sokmazdı. İnançlarıma hiçbir şekilde saygı duymayan bir insan. Ve tabii ki bundan dolayı sürekli bana şiddet uygulayan bir insan. En son evden ayrılmamın sebebi, benim üzerime iki kere bıçakla saldırması. Ekmek bıçağıyla saldırdı. Canımı zor kurtardım, o yüzden de bir daha eve geri dönmedim. Ayrılma kararı aldım. Tabii Ehli Sünnet inacında bir insan olduğum için beni inançlarımdan vazgeçirmeye yönelik çalışmaları var. Edip Yüksel'i Amerika'dan getirttiler. Onun fikirlerini benimsememizi isteyen şeyleri oldu. Bizimle görüştürmeye çalışıp bizim fikirlerimizi değiştirmeye çalıştılar. Biz hiçbir şekilde böyle birşeyi kabul etmeyeceğimiz için, bu baskılardan kurtulmak için ailemle görüşmüyorum. Tabii ki böyle bir dehşet ortamı yaratmasalardı, bu derece üstüme saldırmasalardı, inançlarıma saygı gösterselerdi ben evde yaşamaya devam ederdim. Ya da görüşmeye devam ederdim, hiçbir sorun çıkmazdı.

SUNUCU: Peki siz nasıl yani İslamiyet'le tanıştınız? Neden böyle bir ayrım birdenbire ailenizle ortaya çıktı? Hiç saygı göstermediler mi buna? Yani bu durum sizi....

EBRU ALTAN: Hayır kesinlikle. Bakın, kaçırma olayları var, kaçırılan arkadaşlarım var. Büyük bir şey, silahlı adamlarla, saldırılarla öldürülen insanlar var. Bilim Araştırma Vakfı Genel Sekreteri Oben Karatepe'nin annesi Vandan Karatepe babası tarafından öldürüldü. Sadece namaz kıldığı için, oruç tuttuğu için ve Ehli Sünnet inancında olduğu için, Sayın Adnan Oktar Beyefendi'nin kitaplarını okuduğu için, babası zaten ölümle tehdit ediyordu sürekli. Vandan anneyi biz çok severdik, rahmetli. Kendisi "ölürüm, şehit olurum, Rabbim'e kavuşurum" diyordu. Sonunda da zaten gerçekleşti bu. Bundan dolayı yani böyle bir cinayet de sözkonusu ki Oben Karatepe'yi babası sürekli eve çağırırdı. "Gel, kal" diye, aynı şekilde bize yaptıkları baskılar gibi baskılarda bulunurdu. Bizi de şimdi aynı şekilde eve çağırıyorlar. Hatta cinayet sonrası Oben Karatepe'nin babası "onu da bulsaydım onu da öldürecektim" diye açıklamada bulunmuş.
SUNUCU: Peki bu durum sizi nasıl etkiliyor? Ailenizle görüşememeniz, sizin inancınıza saygı duyulmaması. Çünkü siz ateist de olabilirsiniz, Hıristiyan da ama siz Müslümanlığı tercih etmişsiniz ve netice itibariyle herkesin birbirine saygı duyması gerekiyor. Ve insanın annesiyle, babasıyla böyle sorunlar yaşaması, gerçekten çok zor bir durum.

EBRU ALTAN: Tabii. Ben tabii hiç istemezdim öyle birşey. Yoksa birçok arkadaşımın ailesiyle görüşüyorum, onların hiç böyle bir sorunları yok. Gayet saygılılar inançlarına, kendileri de çok destekliyorlar çocuklarını. Ben de isterdim ki ailem böyle olsun. Ama tabii ki tutumları çok farklı. Genelde tehdit telefonları alıyorum. Sıra size de gelecek aynen Vandan annenin başına geldikleri gibi. Tabii çok dehşet içinde yaşıyorum. Bundan dolayı da gerekli bütün başvurularda bulundum, can güvenliğimin korunması için.

SUNUCU: Evet inşaAllah dileğimiz bu sorunların aşılması. Ben Ceylan Hanım'a geçmek istiyorum. Ceylan Hanım da bu tarzda sorunlar yaşadı. Basına yansıyan haberler vardı. Aileniz tarafından kaçırıldığınız, baskıya maruz kaldığınız ve bunun neticesinde çok çirkin olay yaşadığınız iddialarıyla gündeme gelen haberlerle tanıdık sizi. Siz de herhalde benzer bir tabloyla karşı karşıyasınız ya da neden bu duruma geldi? Niçin böyle bir hayat tarzını seçmek zorunda kaldınız? Ailenizden ayrı olarak yaşamak zorunda kaldınız. Benzer hikayelerin olması her ne kadar birbirinize destek olsa da tabii ki kişi acıyı tek başına yaşıyor.

CEYLAN ÖZBUDAK: Evet. İnsan tabii istemezdi böyle birşeyi, ailesinden uzak olmayı, böyle bir fikri ayrılık içinde olmayı istemez. Fakat benim ailem ruhsal durumları bozuk, çok saldırgan insanlar. Ben de dindar olduğum için, Ehli Sünnet inancında olduğum için, bunu kabul etmek istemediler, bana defalarca saldırdılar. Ben yine de görüşüyordum onlarla, anneme sürekli ziyarete gidiyordum. Nitekim annemi ziyarete gittiğim bir gün beni tuzağa düşürdüler. İşte silahlı adamlar geldi, silahlar ortaya çıktı, benim elim kolum bağlandı, ayağım bağlandı, ağzım bantlandı. Silahlı adamlara beni dövdürdü babam, sokaklarda beni sürükleyerek güpe gündüz ortalıkta kaçırdı beni. Nitekim alt kat komşularımız, işte apartmanın yanındaki yuvadaki öğretmen, oraya gelen veliler polisi aradılar. Burada işte birisini kaçırıyorlar, öldürecekler herhalde diye. Polis geldi, arama başlatıldı hakkımda, yani iki gün boyunca bana dehşeti yaşattılar. Altı yedi kişiler, insanın çok zor yani kaçması mümkün değil, çok gergin bir ortam. Sonunda da operasyonla, bir jandarma operasyonuyla beni kurtardılar onların ellerinden.

SUNUCU: Ama babanızın, ailenizin de iddiası tam tersi yönde.

CEYLAN ÖZBUDAK: Evet.

SUNUCU: Yani sizin Adnan Bey'le işte Adnan Bey'in cemaatiyle, BAV'la ilişkilerinizde zorlandığınız ve tamamiyle etki altında kalarak bu konuşmaları yaptığınız yönünde. Bunlar hakkında ne söylersiniz?

CEYLAN ÖZBUDAK: Babam tam bir tiyatro oyuncusu gibi böyle televizyonlara çıkıyor, gazetelere gidiyor, ağlıyor, göz yaşları döküyor ama bu insan beni silahlı adamlara dövdüren, kaçıran bir insan. Yani ben eğer onun dediği gibi kendi rızamla "gel babacığım, biz gidelim" demiş olsaydım, böyle bir insan üstü başı parçalanmış, ayağında ayakkabısı yok, sürüklendiği için ayakları çizik içinde, kan revan içinde, öyle gider mi? Onun dediği gibi olsa öyle olmaz. Polis oraya gelmez, benim hakkımda arama başlatılmaz, jandarma beni kurtarmak için operasyon başlatmaz. Zaten bu insan onlarca davadan yıllarca yani yıllar boyu yargılanmış bir insan. Dolandırıcılıktan, devleti dolandırmaktan.

SUNUCU: Peki. Sizin Adnan Bey'le, kitaplarıyla tanışmanız nasıl oldu? İlk nereden böyle bir çizgiye kaydınız? Öyle bir hani söylenen aile yapısından böyle bir çizgiye nasıl kayıldı?

SİNEM TEZYAPAR: Ben onyedi yaşından beri Sayın Adnan Oktar Beyefendi'nin kitaplarını, bütün çalışmalarını takip ediyorum. Ehli Sünnet inancını kendisinden öğrendim. Fikirlerine, görüşlerine çok saygı duyuyorum. Ben ilk bu şekilde namaz kılmaya başladığımda ailem önce tepkilerini gösterdi. Ondan dolayı ben gizli kılmaya başladım. Sonrasında bir defasında babam gece Kuran yani onlar uyuduktan sonra Kuran okuyabiliyordum ancak. Gece Kuran okuduğumu öğrendiği için eli boğazımda kalktım, canımı zor kurtardım. Akrabalarım şahittir. Onlara sığınmak zorunda kaldım. 18 yaşına kadar sabrettim. Bu şekilde gizli dinimi yaşamaya çalıştım. Ondan sonra ben kendim evden ayrılma kararı aldım. Çünkü evde çok fazla şiddet, baskı olayları vardı. Babam bir defasında belimden aşağı sarkıttı balkondan. Boğmaya kalkıyordu. Zaten dizlerim sakat kaldı, onun uyguladığı şiddetten dolayı. Bu yoldan dönmeleri için, namaz kılmaları, Allah'a yönelmeleri için çok defalar uyardım, hiçbir şekilde dinlemediler. Zaten babam zamanında devlete karşı faaliyetlerde bulunmuş komünist zihniyette bir insandır. Annem zamanında bu uzaylılardan vahiy aldığını iddia eden bir kadının tarikatındaydı. O kadın mahkeme kararı ile tutklandı. Onun ardından Edipçilerin tarikatına geçti. Bende ehli sünnet inancında olduğum için, hiçbir şekilde hayat görüşüm onlarla uyuşmuyordu. Onların haram parasını da kullanmak istemediğim için, kendim 18 yaşından sonra evden ayrıldım.

 

 



  Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan'a 7 Ocak 2008 tarihinde gönderdiğim dilekçe
  TBMM Başkanı Sayın Köksal Toptan'a 7 Ocak 2008 tarihinde gönderdiğim dilekçe
  İçişleri Bakanı Sayın Beşir Atalay'a 7 Ocak 2008 tarihinde gönderdiğim dilekçe
  Adalet Bakanı Sayın Mehmet Ali Şahin'e 7 Ocak 2008 tarihinde gönderdiğim dilekçe
  Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Sayın Nimet Çubukçu'ya 7 Ocak 2008 tarihinde gönderdiğim dilekçe
Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan'a 16 Mayıs 2007 tarihinde gönderdiğim dilekçe
TBMM Başkanı Sayın Bülent Arınç'a 16 Mayıs 2007 tarihinde gönderdiğim dilekçe
Adalet Bakanı Sayın Fahri Kasırga'ya 16 Mayıs 2007 tarihinde gönderdiğim dilekçe
İçişleri Bakanı Sayın Osman Güneş'e 16 Mayıs 2007 tarihinde gönderdiğim dilekçe
Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Sayın Nimet Çubukçu'ya 16 Mayıs 2007 tarihinde gönderdiğim dilekçe
Başbakanlık makamına 14 Mayıs 2007 tarihinde gönderdiğim dilekçe
Adalet Bakanlığı'na 14 Mayıs 2007 tarihinde gönderdiğim dilekçe
İçişleri Bakanlığı'na 14 Mayıs 2007 tarihinde gönderdiğim dilekçe
İstanbul Valiliği'ne 14 Mayıs 2007 tarihinde gönderdiğim dilekçe
Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan'a 12 Mayıs 2007 tarihinde gönderdiğim dilekçe
TBMM Başkanı Sayın Bülent Arınç'a 12 Mayıs 2007 tarihinde gönderdiğim dilekçe
Adalet Bakanı Sayın Fahri Kasırga'ya 12 Mayıs 2007 tarihinde gönderdiğim dilekçe
İçişleri Bakanı Sayın Osman Güneş'e 12 Mayıs 2007 tarihinde gönderdiğim dilekçe
Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Sayın Nimet Çubukçu'ya 12 Mayıs 2007 tarihinde gönderdiğim dilekçe








Babamın benim söylediğimi iddia ettiği "Beni de seni de öldürecekler" sözü çok alçakça bir iftiradır. Böyle bir ifadem asla olmadı.  


Ağlamaları, zavallı anne baba görüntüsü vermeleri, Türk halkını etkilemek için yaptıkları demagojik bir oyun. Açıkça söylüyorum bana saldırmazlarsa, can güvenliğimi garanti altına alırlarsa, fikirlerime saygı gösterirlerse isterlerse her gün görüşürüm.  


BAV mensupları son derece insancıl, merhametli, şefkatli, sevgi dolu ve barışçıl, olağanüstü kaliteli insanlar. Bunun böyle olduğunu herkes bilir. BAV'a düşman olanlar bile bunu bilirler.


BAV'a ve tüm dünyadaki Müslümanlara yönelik yoğun şeytani bir saldırı var. Allahsızlar, masonlar, Komünistler, ateistler, adeta bir halka oluşturdular. Ve Müslümanların üzerine var güçleri ile acımasızca saldırıyorlar. Kimi ülkelerde Müslümanları kitle katliamı şeklinde öldürüyorlar. Kimi ülkelerde hapishanelere dolduruyorlar, kimi ülkelerde işkence uyguluyorlar. Bu da, bu zincirin bir devamı. Türkiye'de çetelerin cirit attığı, masonik bir ortam oluşturamadıkları için yeni yeni oyunlar tezgahlıyorlar. Dindar, mütedeyyin insanlara iftirayla, hakaretle, saldırıyorlar. BAV'a yönelik saldırıda da aynı şekilde ateistleri, masonları, satanistleri kullanarak yoğun bir saldırı içindeler. Fakir ailelere para vererek ve onları kışkırtarak da BAV üzerinde baskı uygulamaya çalışıyorlar.


Kaçırılma olayı ile ilgili araştırma yapan basın mensupları kaçırılmamda görev alan bu kişilerden detaylı bilgi alabilirler:

1- Serkan Kodaloğlu (silahlı)
2- Ferudun Özgül
3- Fürüzan Özgül
4- Kübra Yelkenci
5- Nuran Yelkenci
6- Önder Yelkenci
7- Ülkü Sezer
8- Ali Sezer
9- Uğur Sezer (oğulları)
10- "Mustafa" isminde silahlı bir kişi ve isimlerini bilmediğim iki kişi daha
11- Sezan Avcı
12- Übeyt Avcı

Tek başıma bir genç kız olarak bu kadar adamla baş edemeyeceğim açıktır. Üstelik bir kısmı silahlı. Nasıl kurtulamadın diyorlar. Böyle bir ortamdan kurtulabilecek bir genç kız var mıdır acaba? Ağzım bantlı, ayaklarım bağlıydı. Niye kaçıp kurtulmadın diyorlar. Bu kadar mantıksız münasebetsiz sorularla karşı karışıyayım.


Bir köşe yazarı gazeteci de jandarmanın beni kaçıran annem babam ve silahlı ekibe tekrar teslim etmesi gerektiğine inanıyor. Ayrıca akıl hastanesine gönderilmem gerektiğine inanıyor. Ne kadar despot, acımasız ve zalimane bir düşünce.


Gazetecilerden ve basından ricam şu: Kaçırılma olayının gerçekleştiği Türkiş Caddesi Atakan 6 Apartmanı Bakırköy adresine gitsinler. Burada komşularla konuşsunlar. Babam, "Kızımla tatlı tatlı, baba kız konuşarak evden ayrıldık" diyor. Oysa ben apartmandan ayaklarım bağlı olarak götürülürken kurtarılmak için can hıraş bağırdım. Herkes şahit oldu. "İmdat kaçırıyorlar. Bana yardım edin. Beni öldürecekler" diye bağırdım. Tüm üstüm başım parçalandı, bütün elbiselerim yırtıldı. Onların verdiği derme çatma kıyafetleri giydim. Zaten basında çıkan resimlerden de anlaşılıyor. Komşulara tek tek sorun. Bir kişi bile aksini söylemez. Bunu ispata mecbur olmam çok garip birşey. Hem mağdurum hem de bunu ispat etmek için uğraşıyorum.

VATAN GAZETESİ İLE İLGİLİ YAPTIĞIM GÖRÜNTÜLÜ AÇIKLAMA ve
11 MAYIS 2007 TARİHİNDE DÜZENLEDİĞİM BASIN TOPLANTISININ VİDEOSU

Get the Flash Player to see this movie.

 
Hızlı bağlantılar için
Orta hızda bağlantılar için
1. Filmi indirmek için (divx)
1. Filmi indirmek için (mpeg)

1. Filmin deşifresi:

Türkiye'de herkes Zafer Mutlu gibi düşünmek mecburiyetinde değildir. Zafer Mutlu gibi düşünen doğru düşünüyor, onun gibi düşünmeyen yanlış düşünüyor diye bir mantık olamaz. Eğer ben Zafer Mutlu gibi düşünüyor olsaydım şu anda o beni destekliyor olurdu. Böyle bir şey olamaz. Böyle bir mantık hiç bir şekilde savunulamaz. Ben 18 yaşın üstünde, hür iradesiyle, kendi istediklerini seçmiş bir insanım, ve devlet hür iradesiyle seçilen bir kararı destekler, buna özgürlük verir. Ben aklım başımda bir Türk vatandaşıyım, istediğim gibi her şeyi seçme hakkım var. Ve ben bu şekilde yaşamayı seçiyorum.

 

 
Hızlı bağlantılar için
Orta hızda bağlantılar için
2. Filmi indirmek için (divx)
2. Filmi indirmek için (mpeg)
2. Filmin deşifresi:

Ayrıca yine Vatan gazetesinde yer alan, yok 'ailesini kurtarmak için geri döndü, çok büyük sırlar bildiği için, mecburen geri dönmek zorunda kaldı' gibi iddialar son derece gülünçtür. Böyle bir şey hiçbir şekilde söz konusu değildir. Bilim Araştırma Vakfı'na onlarca insan katılıyor, onlarca insan ayrılıyor. İnsanlar on, on beş yıl sonra göğüslerini gere gere ayrılıyorlar. Hiç bir sorun çıkmıyor. Ben arkadaşlarımı sevdiğim için oradayım, Allah rızası için oradayım. Hiç kimse beni zorluyor değil. Ben de istesem bugün hemen ayrılırım, hiç kimseyle görüşmem.

 

 
Hızlı bağlantılar için
Orta hızda bağlantılar için
3. Filmi indirmek için (divx)
3. Filmi indirmek için (mpeg)
3. Filmin deşifresi:

Ben her şekilde iyi eğitimli, devletine, milletine çok hayırlı işlere vesile olmak isteyen bir insanım. Çok güzel işler yapmak istiyorum. Ben bugün "Budist oldum Hindistan'a gitmek istiyorum, bir yıl boyunca orada yaşayacağım" desem hiç kimsenin gıkı çıkmaz. Ben bugün "Başka bir dini seçiyorum, ateist oldum, başka bir yere gideceğim, orada yaşayacağım, o öğretilerle hayatımı sürdüreceğim" desem, herkes çok özgür olduğumu söyler, istediğim şeyi yapabileceğimi söyler. Fakat bu mantığın altında yatan sebepleri insanlar zaten tahmin edebiliyor. Eğer ben Sabetayist olsaydım, o mantıkta olsaydım, hiç kimse bana karşı çıkmazdı, herkes beni desteklerdi. Buradaki tek sorun benim dindar olmamdan kaynaklanıyor.

 

 
Hızlı bağlantılar için
Orta hızda bağlantılar için
4. Filmi indirmek için (divx)
4. Filmi indirmek için (mpeg)

4. Filmin deşifresi:

Ben 9 Mayıs tarihinde, bir çok kişinin gözü önünde, bağırdığım halde, yardım istediğim halde, polis çağrılmasını istediğim halde, kaçırıldım. Ve bu olay o günden beri Vatan Gazetesinde, çok farklı yansıtıldı. Şaşırılacak derecede farklı yansıtıldı. En son 13 Mayıs 2007 tarihinde hakkımda yapılan manşet de şaşılacak derecede yanlı ve yanlıştı. Ben burda doğruların ortaya çıkmasını istiyorum. Halka objektif bir bakış açısının yansıtılmasını istiyorum. Bunun telafisini bekliyorum.

 

   
Orta hızda bağlantılar için
Basın toplantısı filmini indirmek için (divx)
Basın toplantısı filmini indirmek için (mpeg)


Maslak Princess Otel'de 11 Mayıs 2007 tarihinde düzenlediğim basın toplantısındaki açıklamalarının tam metni:

KAMUOYUNUN DİKKATİNE

Ben Ceylan Özgül, son bir iki gündür basına da yansıdığı gibi babam ve işbirlikçileri Nuran Yelkenci, kızı Kübra Yelkenci, oğlu Önder Yelkenci ve kendisinin polis olduğunu adının da Serkan olduğunu söyleyen bir kişi tarafından kaçırılıp zorla alıkonulan kişiyim. Ve babamdan öğrendiğime göre Vatan Emniyet amirliğinden bazı polisler de ne yazık ki kaçırılmama zemin hazırlayan kişiler arasındadırlar.

İstanbul Üniversitesi İngilizce Mütercim Tercümanlık Simültane Tıp Çevirisi bölümü mezunu, 26 yaşında, Atatürkçü, Türk milliyetçisi ve Ehli Sünnet inancında olan mütedeyyin bir insanım. 2001 yılından beri ailemden ayrı arkadaşlarımla birlikte yaşamaktayım. Ailemden ayrı yaşıyorum çünkü babamla ağabeyim, inançlarım ve düşüncelerim sırf onlarınkiyle uyuşmadığı için üzerimde tahakküm kurmaya çalışıyorlar.

Babam mafya ile bir takım karanlık ilişkileri olan, defalarca dolandırıcılıktan adli makamlar önünde yargılanmış, ayrıca kişilik olarak da sert ve saldırgan biridir. Babam, Safari 1 denen 60 trilyonluk hayali ihracat operasyonunda teşekkül halinde toplu kaçakçılık suçundan yargılanmıştır. Bu davada babamla birlikte yargılanan kişilere yurtdışı yasağı konmuş ve bu davada devlet 43 milyon dolar zarara uğramıştı. Evden ayrılmış olmama rağmen ilk zamanlar yine de sık sık eve giderdim. Bu gidişlerim sırasında onlar tarafından defalarca saldırıya uğradım. Ama ben ailem hakkında bugüne kadar şikayette bulunmamıştım. Özellikle babam evde onlarla birlikte yaşamayı kabul etmezsem günün birinde beni öldüreceğini söylerdi. Ağabeyim de tıpkı babam gibi davranıyor ve cep telefonuma tehdit mesajları gönderiyordu. Bu tehditlerin dozunun giderek artması sebebiyle ailemden iyice uzaklaştım. Fakat annemi ziyarete gitmeyi asla ihmal etmedim.

Annemi en son olarak ziyaret ettiğim 9 Mayıs 2007 tarihinde babam, adamı Serkan ve onlara yardımcı olan bazı kişiler tarafından silah zoruyla kaçırıldım. O gün saat 15.00 sularında arkadaşım Tülin Marangozoğlu ile birlikte rahatsız olan annemi ziyarete gitmiştik. Evdeyken babam geldi ve bana bağırmaya başlayarak onlarla birlikte kalmam konusunda beni yine azarlamaya başladı, üzerime yürüyerek onlarla kalmazsam bu sefer beni öldüreceğini söyledi. Arkadaşım Tülin Marangozoğlu babama engel olmak istedi, ancak engel olamadı, babam çıldırmış gibiydi ve Tülin Marangozoğlu'nun kolundan tutarak onu dışarı çıkardı. Bana da iki kez tokat atarak evin dışına doğru sürükledi. O sırada dışardan içeri babamın adamı olan ve sonradan kendisinin polis olduğunu söyleyen Serkan isimli kişi girdi ve babamla birlikte antrede ayaklarımı iple bağladılar. Serkan isimli kişi ve babam ellerimden sıkıca tutarak zorla beni arabaya bindirdiler. Ben bu esnada "imdat kaçırıyorlar, öldürecekler" diye bağırdım. Annem ve babamın arkadaşları olan Ülkü ve Ali isimli şahısların İstanbul Göztepe'deki evlerine götürdüler. Arabadan indiğimizde dışarıda bulunan insanların yardım etmesi için "imdat" diye bağırdım, ancak yardım eden olmadı. Ülkü isimli şahıs apartmanı dolaşıp kimsenin polis çağırmamalarını söyledi. Beni zorla eve soktuklarında evde de "imdat adam kaçırıyorlar, polis çağırın" diye bağırdım. Bunun üzerine babam bana 3 tane çok sert tokat attı ve boynumdan tutarak beni yere savurdu. Burada babamla bir sürü münakaşa ettik. Bu evde, kaçırılmamda sonradan parmağı olduğunu anladığım Nuran Yelkenci ve Kübra Yelkenci isimli kişiler de vardı. Beni daha sonra başka bir arabaya bindirip Ayvalık'ta teyzemin oturduğu eve götürdüler. Beni odaya kilitlediler, bu eve kaçırılmama yardım eden Kübra isimli kişinin abisi Önder Yelkenci de geldi.

Evde babam bir ara, kaçırılmamdan önce Nuran Yelkenci'nin kendisine geldiğini ve Vatan Caddesi'ndeki Emniyet Müdürlüğü'nde görevli bazı polislerin de kaçırılmama yardımcı olacaklarını söylediğini anlattı. Babam da bunun üzerine bu polis merkezine gitmiş ve yardımcı olacağını söyleyen polislerle görüşmüş. Onlar da babamın beni kaçırması durumunda belirli bir süre telsiz anonsu yapmayacaklarını söylemişler. Bu şekilde kaçırılmamı kolaylaştırmış olacaklarını belirtmişler.

Ayvalık'taki eve girdiğimiz ilk gün telefon edip durumumu birilerine ihbar etmek istedim fakat telefona ulaşmama engel oldular. Ancak ertesi gün bir fırsatını bulup arkadaşım Ceyda Ertüzün'ü aradım ve alıkonulduğum evi bildirerek ondan yardım istedim. O da Jandarma'ya haber vermiş. Bir süre sonra Jandarma eve baskın düzenledi ve beni kaçıranları gözaltına aldı. Bu şekilde kurtulmuş oldum. Jandarma karakolunda verdiğim ifademde beni silah zoruyla kaçıran ve darpta bulunan babam Feridun Özgül'den, adamı Serkan'dan, kaçırılmama yardımcı olan Kübra Yelkenci'den, annesi Nuran Yelkenci'den ve abisinden şikayetçi oldum. Ben Ayvalık'tan ayrılırken şikayetim üzerine zanlıların bir kısmı halen gözaltındaydılar. Şu an şikayetim üzerine açılan soruşturma Ayvalık Cumhuriyet Başsavcılığında, 2007/1077 hazırlık numarasıyla savcı Uğur Kamber tarafından yürütülmektedir.

Ayrıca daha önce arkadaşım Tülin Marangozoğlu da benim ilk kaçırılmam sırasında şahit olduğu olaylarla ilgili olarak kaçırılmamı sağlayanlar ile yardımcı olanlar hakkında şikayette bulunmuştur. Onun bu şikayeti üzerine mahkemenin aldığı arama kararına binaen şüphelilerden Kübra Yelkenci, Kerem Gürtuna'nın evleri tek tek aranmış ancak aranan zanlılar evlerinde bulunamamıştır.

Başımdan geçen olayın detaylı özeti bundan ibarettir. Tüm bunların başıma gelmesinin sebebi de seçmiş olduğum hayat tarzına babamın ve ağabeyimin gösterdiği tahammülsüzlüktür. Önceki yaşantımdan farklı olarak mütedeyyin bir hayat tarzını seçince onlar bundan aşırı rahatsızlık duydular. Fikirlerime ve düşüncelerime saygı duymak yerine beni baskı altına alıp zorla fikirlerimi değiştirmeye çalıştılar. Oysa ben 27 yaşında, reşit, üniversite mezunu bir insan olarak, herkes gibi dilediğim gibi yaşama, düşünme özgürlüğüne sahip biriyim. Şu anki yaşantımdan da son derece memnunum. Arkadaşlarımı çok seviyorum, onlara son derece saygı duyuyorum ve onların ülkemizin ve milletimizin hayrına olan fedakar çalışmalarını da gönülden takdir ediyorum. Onlarla tanıştıktan sonra, önceki yaşantımın ne kadar boş, amaçsız olduğunu anladım. Şu an ben de onlar gibi vatansever, inançlı, üstün ahlaklı bir insan olmak için çaba sarf ediyorum.

Benim yaşadığım bu hadise inanca, fikre olan tahammülsüzlüğün ibret verici bir örneğidir. Oysa insanlar birbirlerinin fikirlerin karşı saygı duymuş olsa toplumda hiçbir zaman kargaşa yaşanmaz, suç işlenmez. Kişinin kendi yaşamıyla ilgili olarak hür iradesiyle, samimi olarak yaptığı seçime kim ne diyebilir? Bir insana baskı uygulayarak kendisinin istemediği şekilde yaşamaya zorlamak kadar büyük bir zulüm var mıdır?

Umuyorum ki, benim yaşadığım bu hadise toplumumuza ibret olur ve insanlar birbirlerine sevgiyle ve saygıyla yaklaşmayı öğrenirler ve bu gibi tatsız olaylar bir daha yaşanmaz.

Saygılarımla.

Ceylan Özgül

 


Babam daha önce Adnan Bey ile tanıştığım düşüncesiyle, Bilim Araştırma Vakfı camiasından borç para istemişti. Hemen hemen her eve gittiğimde bu talebini defalarca tekrarladı. "Bir 100 milyar versinler, çok sıkışık durumdayım" diyordu. "Onlar için 100 milyar önemsiz bir para, ama bizim için önemli" diye ısrar ediyordu. Ben babamın bu tavrından utandığım için, arkadaşlarıma bu teklifini hiç söylemedim.

Zaten kendisinin de basına verdiği demeçlerde anlattığı gibi, arkadaşlarımla ticari ortaklık kurduğumda babam buna hiç karşı çıkmadı. Aksine buradan kendisine çok para akacağını düşünerek çok da destekledi. O zaman bu menfaat umuduyla arkadaşlarımla görüşmeme de hiç karşı çıkmıyordu, hatta bu durumdan fazlasıyla memnundu. Aylarca sırf bu yüzden beni, arkadaşlarımı ve inançlarımı destekledi. Ama sonra ticari ortaklık bitince birden nevri döndü.

Dikkat edilirse bu, sadece benim ailem için geçerli bir durum değil. Cevat Babuna dışında çocuklarının BAV camiasıyla görüşmesine karşı çıkıp yaygaralar koparan kişiler genelde orta halli hatta fakir birtakım aileler. Hatta öyle fakir olanlar var ki, ev ev dolaşıp parfüm vs satıyorlar. Ekonomik açıdan kötü durumdalar. BAV mensuplarının kendilerine maddi yardım yapmamalarına çok sinirlendiklerini duyuyordum. Bu nedenle hem çocuklarından hem de bu yolla, onların BAV çevresindeki arkadaşlarından sürekli para istedikleri ve "bu parayla ticari ortaklık gibi birşeyler yapalım" gibi haberler gönderdikleri de kulağıma geliyordu.


Babam Ferudun Özgül'ün Safari 1 operasyonu ile bağlantısını ben kendiliğimden söylemiyorum. Bu bilgiler aşağıdaki sitelerde yazıyor. Bu sitelere baktığınızda Ferudun Özgül'le ilgili bilginin detaylarına ulaşabilirsiniz.

Bu sitelere girip bakın, en son paragrafta 3.satırda babamın ismi geçiyor.

Ben bu mantıkta ve bu kişilikte olmak istemiyorum, o nedenle babamın fikirlerini kabul etmiyorum.


AYETLER


AVRUPA'DAKİ ÇEŞİTLİ İNSAN HAKLARI KURULUŞLARI, DİĞER İLGİLİ KURUMLAR VE GAZETECİLER BİRLİKLERİNE
GÖNDERDİĞİM MEKTUP VE GELEN CEVAPLAR


 
Babam benim zorla kaçırılmadığımı söylüyor. Oysa kaçırıldığım gün var gücümle yardım çağrısı için zorla kaçırıldığımı söyleyerek bağırmıştım. Bütün apartmandaki komşular, o sırada sokakta bulunan insanlar ve çevre binalardakiler hem zorla götürüldüğüme, hem de ağzımın bantlandığına şahittir. En az 40-50 tane şahit var. Türkiş Caddesi Atakan 6 Apartmanı Bakırköy adresindeki herkese sorabilirsiniz. Bunu sormadan kendi rızamla gittiğimi söylemek vicdansızcadır.
 

 
Hiçbir zaman Darwinist olmayacağım, Allah'ı inkar etmeyeceğim. Hiç kimse beni Darwinizm'e inandıramaz. Allah'ı inkar ettiremez. Müslümanlıktan çıkaramaz. Eski hayatıma döndüremez. Boş yere uğraşmasınlar. Darwinistlerin, materyalistlerin ve ateistlerin ciğerine oturdu benim Müslüman olmam. Ciğerlerine oturmaya da devam etsin.
 

"Sadece bizim düşüncemizde olanlar özgürce yaşasın, diğerleri yaşamasın" mantığı kabul edilemez. Bir kısım çevrelerle aynı düşünce ve inançta olmadığım için, baskı görmemi, zor kullanılarak, ağzım bantlanarak, silah zoruyla kaçırılmamı makulmüş gibi göstermek vicdansızlıktır. 


Bazı çevreler, inancım ve düşüncelerimden dolayı baskı görmemi destekliyorlar. Aynı çevreler, eğer onlarla benzer düşüncelerde olsaydım, asla böyle bir tutum içinde olmazlardı. Dinsizliği savunsam, inançsız olsam, ailemle görüşüp görüşmediğime hiç karışmaz, hatta tam tersine benden yana tavır alırlardı.  


Herkesi kendileri gibi sanıyorlar. Benim "Bilim Araştırma Vakfı"yla ilgili önemli sırlar bildiğimi iddia ediyorlar. Tertemiz, helal bir yaşam süren Müslümanların sırları olmaz. Karanlık ilişkileri olanların sırları vardır. Kendi sırlarla dolu karanlık hayatlarını bana yansıtmaya çalışıyorlar, boşuna uğraşıyorlar.  


Özgürlüğüme engel olmak isteyenlerin baskı ve zorlamalarından, Devletime sığındım. Zorla alıkonulduğum eve yapılan baskınla Jandarma Kuvvetleri beni kurtardı. Devletimiz, adaletten ve haktan yana olan çağrılara cevap verir. Materyalistlerin, Darwinistlerin, milli ve manevi değerlere karşı olanların yaygaraları ise asla netice vermez. Devletimiz ve Türk Milleti onların oyunlarına gelmez.


Beni kaçıran ve zorla alıkoyan insanlar, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası tarafından bana verilmiş hak ve özgürlüklerimi kısıtlamaya çalışmışlardır. Bu maddeler her tür düşünceye sahip Türk vatandaşı için geçerlidir. Ancak anladığım kadarıyla Vatan Gazetesi, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nca teminat altına alınan bu hakların sadece kendi görüşünde olan insanlar için geçerli olduğu hükmüne varmıştır. Kendi görüşünde olmayan insanların, rahatça özgürlüklerinin ellerinden alınması taraftarı olduğu izlenimi vermektedir.

T.C. ANAYASASI
MADDE 12. Herkes, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir.
MADDE 19. Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir.
MADDE 24. Herkes, vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir.
MADDE 25. Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir.


"İmdat, Beni Öldürecekler" kelimeleri insanlara neyi anlatmaktadır? Kaçırılmam sırasında yardım istediğimi, o sırada orda bulunan onlarca kişi şahit oldu. Emniyet güçlerimiz bu ifadeler doğrultusunda hareket edip beni çok hızlı kurtarabilirlerdi. Ancak anlaşılamaz bir nedenle meydana gelmiş olan yavaşlık, benim iki gün boyunca maddi manevi ağır eziyet görmeme neden olmuştur. Bu duyarsızlığı toplum olarak ortadan kaldırmanın yollarını bulalım. Bu konuda toplantılar düzenleyelim. "Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın" mantığını bırakalım. Benim yaşadıklarımı başka insanlar yaşamasın ve daha kötü sonuçlar meydana gelmesin.


Ben kolej eğitimi almış, üniversite mezunu, Atatürkçü, milliyetçi ve muhafazakar bir insanım. Son günlerde ailem ve onlarla işbirliği içinde olan bazı kişiler tarafından kaçırılmam bir kısım basında çok farklı yansıtılmıştır. Son yıllarda muhafazakar bir yaşam tarzını benimsemem, çok farklı bir hayat görüşü olan ve ehli sünnet inancından tamamen uzak bir yaşamı olan ailemi özellikle de babam ve ağabeyimi son derece rahatsız etti. Yaşamımı, şimdiye kadar aldığım eğitimi, hayat görüşümü bu çizgide değiştirmiş olmamdan dolayı onların hem sözlü hem de fiili tehditlerine maruz kaldığım için, fikir özgürlüğüne sahip, laik, Atatürkçü ve Müslüman bir ülkede yaşadığım için ve can güvenliğim açısından son derece gerekli gördüğüm için kendilerinden ayrı yaşama kararı almış bulunuyorum. Devletimizin ve Türk yasalarının bu konuda sağduyulu davranacağına olan inancım tamdır.


21.yy'ı yaşadığımız ve AB'ye girme hazırlıkları yaptığımız şu günlerde Türkiye büyük bir insanlık ayıbına sahne olmuştur. Böylesine ilkel bir olayın cereyan etmesinin sebebi ise, fikirlerimde ve inançlarımda olan büyük değişikliktir. İmanlı, Ehli Sünnet inancına bağlı, dürüst, namuslu, ahlaklı bir yaşam stilini benimsemiş olmam, ailem için büyük bir hayal kırıklığı olmuştur. Üzerimde kurulan baskıların sebebi budur.


Ben bu şekilde muhafazakar bir hayat tarzını seçmeden önce ailem son derece ilgisiz, umursamayan, tabiri caiz ise vurdumduymaz bir yapıdayken, birden görüşlerime ve inancıma saldıran, son derece saldırgan bir yapıya bürünmüştür. Ehli sünnet ve mütedeyyin bir yaşam şeklini benimsedikten sonra tutumlarının bu kadar keskin bir şekilde değişmesi çok dikkat çekicidir. Ailem, özellikle babam ve ağabeyim, fikirlerimin bu yönde değişmesinden son derece rahatsızlık duyup, çok kereler beni sözlü ve telefon mesajlarıyla ölümle tehdit etmişlerdir. Açık açık, eğer eski hayat tarzıma dönmezsem, her türlü engelleme yoluna gideceklerini söylemişlerdir. İşte geçtiğimiz günlerde ailemin düzenlediği, güpegündüz, birçok kişinin gözünün önünde yaşanan, ayaklarım bağlanarak, ağzım bantlanarak ve darp edilerek kaçırılmam, bu tehditlerin sonucunda gerçekleşmiş bir olaydır. Ancak birtakım medya kuruluşları, aslında tüm detaylarıyla önceden planlanmış olan bu kaçırılma olayını, aslını ve geçmişini araştırmadan, konuyu sadece kendilerini masummuş gibi gösteren ailemin sözlerini esas alarak yanlı bir şekilde kamuoyuna yansıtmışlardır. Bu basın kuruluşlarını, bana düzenenlenen bu saldırıyı, benim açıklamalarım doğrultusunda doğru ve objektif bir şekilde kamuoyuna yansıtmaya çağırıyorum.


Kamuoyunda Darwinizme ve Materyalizme karşı yaptıkları fikri mücadele ve bu mücadelenin sonunda elde ettikleri ezici galibiyet ile tanınan Bilim Araştırma Vakfı mensuplarıyla ismimin birlikte anılması, bir kısım Darwinist medyayı rahatsız etmiştir. Bu nedenle bu haksız ve hukuksuz kaçırma eyleminde bir kısım medya aileme taraf olmuştur. Ailemin ve bazı Darwinist medya odaklarının iş birliği neticesinde maruz kaldığım kaçırılma eylemi kamuoyuna çok farklı yansıtılmıştır. Bazı basın kuruluşları sorumlu gazetecilik ilkelerini çiğnemek suretiyle yalan ve yanlış haber yapmışlardır. Bu olayın mağduru olan kişi benim ve konuyla ilgili sözlerine ve görüşlerine itibar edilmesi gereken kişi de yine benim.


Türkiye Cumhuriyeti, insanların ellerinin, ayaklarının bağlanıp, ağızlarının bantlanıp, güpegündüz tüm insanların gözü önünde kaçırıldıkları, yalnızca ailelerinden farklı bir inancı ve hayat tarzını benimsedikleri için baskı ve eziyet gördükleri bir 3. Dünya Ülkesi değildir. Stalin ve Lenin Rusyası'nda, Mao'nun Çini'nde, Pol Pot'un Kamboçyası'nda insanların fikirleri nedeniyle öldürülmeleri, kaçırılmaları, baskı, eziyet ve şiddet görmeleri doğaldır. Bu saydığımız ülkelerde insanlar ailelerini, evlatlarını aynı fikirleri benimsemedikleri için komünist partiye şikayet etmekte, onlara yönelik sindirme eylemlerinde aktif rol oynamaktadırlar. Ancak Türkiye Komünist bir ülke değildir. İnsanlar fikirlerinde, inançlarında, yaşamlarında hürdürler. Burası laik ve demokrat Atatürk Türkiyesi'dir. Burada insanlar inançlarından dolayı baskı görmezler. Komünistlerin ve Darwinistlerin bu gerçeği anlamalarının zamanı gelmiştir. Benim başıma gelen bu olay Allah'ın izniyle bu konunun anlaşılmasına vesile olacaktır.